Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Sakarya'dan Büyük Taarruz'a
Giriş
Radyo Tv
Şiir
Atatürk
Türkçe
İnsan Hakları
Video
Depo
MSN Alanı
Karagöz

 

 

BÜYÜK TAARRUZ, BAŞKOMUTAN MEYDAN SAVAŞI 

 Türk Kurtuluş Savaşı'nın son evresi olarak 26 Ağustos 1922 günü ağırlık kesimi Afyon İlinde ve diğer Batı Cephesi'nde Büyük Taarruz ile başlayıp, Afyon-Altıntaş ve Dumlupınar üçgeni içinde geçen, Türk Ordusu'nun Yunan Ordusunu yok ederek Büyük Zafer ile sonuçlanan ve böylece Türkiye Cumhuriyeti'nin edimsel temeli olan savaş. Sakarya Savaşmaları (22 Ağustos 1921 - 13 Eylül 1921) Yunan Ordusun yenilmesiyle bitmiş , Türklerin Zaferi ile sonuçlanmıştı. Sakarya Zaferi'nden sonra yükselen moral seviyesi gün geçtikçe geliştirilen eğitim ve bakım konusunda gösterilen titizlik ve çabalarla üstün bir duruma getirilmiş, kendine güven duygusu artan Türk Askerleri verilecek saldırı emrini sabırsızlıkla bekler duruma gelmişti. M. Kemal Atatürk; "Ordumuzun kararı, taarruzdur. Fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. Sebebi, hazırlığımızı tamamen bitirmeye biraz daha zaman lazımdır. Yarım hazırlıkla, yarım tedbirlerle yapılacak taarruz, hiç taarruz etmemekten çok daha kötüdür" diyerek bir taraftan zihinlerdeki şüpheyi bertaraf etmeye çalışırken, diğer taraftan da orduyu son zaferi sağlayacak bir taarruz için hazırlıyordu. Haziran 1922 ortalarında, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, taarruza geçmek kararını almıştı. Asıl amaç, yok edici bir meydan savaşı yapmak, düşmanı çabuk ve kesin bir sonuç alacak şekilde vurmaktı. Mustafa Kemal Paşa, ordu birlikleri arasında bir futbol maçı organize edilmesi bahanesiyle ordu komutanlarını Akşehir'e davet etti. Böylece Yunanlıların ve İşgal Devletlerinin dikkatleri çekilmeyecekti. 28 Temmuz gecesini, komutanlarla genel taarruz hakkında konuşarak geçirdi ve gereken direktifleri verdi. Mustafa Kemal Paşa, daha sonra 20 Ağustos 1922'de Ankara'dan Akşehir'e giderek, 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabahı düşmana taarruz emrini verdi. Çok gizli bir şekilde yürütülen bu olayları kamuoyundan saklamak maksadıyla, 21 Ağustos'da Çankaya köşkünde bir çay daveti verileceği gazete ve ajanslara bildirilmişti. 26 Ağustos sabahı Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yanında Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa(Çakmak), Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü) ve 1 Ordu Komutanı Nurettin Paşa ile birlikte muharebeyi idare etmek üzere Kocatepe'deki yerini aldı. Büyük Taarruz burada başladı. Topçuların sabah saat 4:30'da taciz ateşi ile başlayan harekat, saat 5:00'de önemli noktalara yoğun topçu ateşi ile devam etti. Piyadelerimiz, Sabah 6:00'da Tınaztepe'ye hücum mesafesine yaklaşarak, tel örgüleri aşıp, Yunan askerini süngü hücumu ile temizledikten sonra, Tınaztepe'yi ele geçirdiler. Bundan sonra, saat 9:00'da Belentepe, daha sonra Kalecik-Sivrisi düşmandan temizlendi. Taarruzun birinci günü, sıklet merkezindeki 1. Ordu Birlikleri, Büyük Kaleciktepe'den Çiğiltepe'ye kadar on beş kilometrelik bir bölgede düşmanın birinci hat mevzilerini ele geçird. 5. Süvari Kolordusu düşman gerilerindeki ulaştırma kollarına başarılı taarruzlarda bulundu. 2. Ordu da cephede tespit görevini aksatmadan sürdürdü. 26 Ağustos günü Türk Ordusunun Büyük Taarruz'u, Genelkurmay Başkanlığı'nca TBMM'ne bildirildi. Bu haber Meclis'i coşturdu ve heyecanlı gösterilere vesile oldu. 27 Ağustos Pazar sabahı gün ağarırken, Türk Ordusu bütün cephelerde yeniden taarruza geçti. Bu taarruzlar çoğunlukla süngü hücumlarıyla ve insan üstü çabalarla gerçekleştirildi. 27 Ağustos saat 18:00'de, Afyon 8. Tümen tarafından kurtarıldı. Afyon kurtuluşun şanlı ve şerefli müjdesi olmuştu. Başkomutanlık karargahı ile Batı Cephesi Komutanlığı karargahı Afyon'a taşındı. 28 Ağustos Pazartesi ve 29 Ağustos Salı günleri, başarılı geçen taarruz harekatı ile düşmanın 5. Tümeninin çevrilmesi ile sonuçlandı. 29 Ağustos gecesi durum değerlendirmesi yapan komutanlar, hemen harekete geçerek muharebenin süratle sonuçlandırılmasını gerekli buldular. Düşmanın çekilme yollarının kesilmesi ve düşmanı çarpışmaya zorlayarak, tamamen teslim olmalarını sağlama yolunda karar aldılar. Karar süratli ve düzenli bir şekilde gerçekleştirildi. 30 Ağustos 1922 Çarşamba günü taarruz harekatı Türk Ordusunun kesin zaferi ile sonuçlandı. Büyük Taarruz'un son safhası askeri tarihimize Başkomutan Meydan Muharebesi olarak geçmiştir. 30 Ağustos 1922 Başkomutan Meydan Muharebesi sonunda, düşman ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak, Dumlupınar'da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın ateş hatları arasında bizzat idare ettiği savaşta tamamen yok edilmiş veya esir edilmişti. Böylece tasarlanan kesin sonuç beş gün içinde elde edilmiş ve hazırlanan plan tam başarı ile uygulanmıştı. 30 Ağustos 1922'nin gurur verici zaferi ile Mustafa Kemal, kaçabilen düşmanın takip edilmesini ve üç koldan Ege'ye doğru ilerlemesini uygun buldu. "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri" diyerek, tarihi emrini 1 Eylül 1922'de verdi. Yunanlılar, İzmir'e doğru kaçmaktaydı. Başta Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis olmak üzere çok sayıda esir ele geçirilmişti.

Ordumuz bu muharebede, on beş günde 400 kilometre katederek, 9 Eylül 1922 sabahı İzmir'e girdi. Sabuncu Bel'den geçen 2. Süvari Tümeni, Mersinli yolu ile İzmir'e doğru akarken, bunun solunda 1. Tümen de Kadife Kale'ye doğru yürüyordu. Bu Tümenin 2. Alayı Tuzluoğlu Fabrikası'ndan geçerek Kordonboyu'na ulaştı. Yüzbaşı Şeref Bey Hükümet Konağına, 5. Süvari Tümenimizin öncüsü Yüzbaşı Zeki Bey Kumandanlık dairesine, 4. Alay Komutanı Reşat Bey de Kadife Kale'ye bayrağımızı çektiler. İzmir'de askerlerimiz coşku içinde karşılandılar ve çiçek yağmuruna tutuldular. Süvarilerimizin Kordon boyundan geçişi çok görkemli idi. Kurtuluş zaferinin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmir'in kurtuluşunu Belkahve'den seyretti. Türk Ordusunun, 400 kilometrelik bir mesafeyi savaşarak katedip İzmir'e ulaşması içerde ve dışarda hayret ve takdir uyandırdı.

Büyük Türk zaferi karşısında endişeye düşen ve o anda da İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını işgal altında bulunduran İtilaf Devletleri, savaşı durdurmayı ve Türklerin haklı isteklerini yerine getirmeyi kendi çıkarlarına uygun buldular. Lord Kinross'a göre,"İngiltere, ciddi bir krizle karşı karşıya bulunduğunu anlamaya başlıyor. Halk, Türklerle yeni bir savaştan korkuyordu".

11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması'yla, silahlı çatışma durdurulduğu gibi, Edirne dahil Trakya'nın da Türkiye'ye bırakılacağı ve bir ay içerisinde Yunanlılar tarafından boşaltılacağı kabul edildi. Anadolu'da Yunan politikasını yürüten İngiltere Başbakanı Loyd George, bu gelişmeler üzerine istifa etti.

SAKARYA

Bu gün hiçbir korku ve baskı duymadan bir bastan bir basa özgürce gezdiğimiz bu topraklar bizim...Bu ovalar, ormanlar ve dağlar, sonsuz gökyüzü ve bu bulutlar bizim..Ve .buz gibi akarsular, bozkırın sarısındaki bu bereket bizim....Çocuklarımızın üzerinde mutlulukla koştuğu sonsuz güzelliklerle dolu olan bu topraklar bizim. Atalarımızın, bağrında huzur içinde uyuduğu, büyüklerimizin kıyılarında güvenle dinlendiği bu vatan bizim...

Nasıl bir bedel ödenmiştir bu özgürlük için? Kim bilir kaç hayat solmuş? Kaç ocak sönmüştür?Yeter ki, vatanin harem-i ismetine düşman girmesin diye. Kaç delikanlı murat alamamış? Kaç genç kız, kefensiz, toprağa sarılmıştır gelinlik yerine ? Ve daha büyümeden fidan, hatta çocuk bile olamadan solan, bu çiçekler bizimdir... Türkiye'nin herhangi bir kösesinde; lafa gelince mangalda kül bırakmadığımız,hep önemli bir isimiz olduğu için vakit ayıramadığımız, yanından geçerken bazen, farkına bile varamadığımız şehitlikler...kendileri için yeşertecekleri her umudu vatanin aşk ateşinde yakan, sırası geldiğinde sessiz ve onurluca ölüme yatan. Ülkenin her bir kösesinden yiğit Anadolu çocukları...

Polatlı’daki Sakarya Şehitliği’nde de bunlar yatıyor. Şehitliğin tam ortasında ise bakin ne yazıyor:

BİZ BURADA YUNANA BİR MEZAR KAZDIK

CAN VERDİK TÜRKİYE YASASIN DİYE

AL KANLA SAKARYA TARİHİ YAZDIK

MİLLETE BİR VATAN ETTİK HEDİYE.

23 AĞUSTOS 1337 13 EYLÜL 1337 Vatan! Millet! Sakarya!...

Günlük hayatta içi bos ve doğruluğuna inanmadığımız sözlerin karşılığı olarak kullanır olduğumuz bu sözcüklerden özellikle üçüncüsü: Sakarya! Bahtsız Sakarya!

Kıyılarında uygarlıklar yeşertmiş, Uğrunda akıtılan kanlı yaslarla kızıla kesmiş Sakarya!

Sen ki hayatin kendisi kadar gerçek Sakarya!.. Yerine getirilmiş bir görevin huzuru içerisinde muhteşem bir özveri ancak bu kadar mütevazı anlatılabilir. Geride bıraktıklarına üzülmeden, yitirilen ömre imrenmeden, sıra kendisine geldiğinde bir an bile çekinmeden, ölümün üzerine koşan yiğit bir halkın destanıdır bu...

Balkanlardan adım adım geri çekilmek zorunda kalan yorgun bir halk; İngilizlerin yoğun desteğini alarak İzmir’e asker çıkaran General Populas komutasındaki Yunan ordusu karsısında var olma sınavı veriyor. Bu sınavın bedeli ise kanla ödeniyor. Büyük İskender’in geçmişte kazandığı bir zaferi "Küçük Asya Seferi" ile yinelemeye çalışan Bir çok Avrupa ülkesinden destek alan dinlenmiş bir ordu.Kiran kirana bir kavganın ortasında Ankara'ya doğru ilerliyor.

O Ankara ki henüz bir yıllık meclisi ile milletinin hizmetinde ; Başkomutan olarak kurucularından "Sari Paşa”yı seçmiş. Sari Pasa ise Ala göz’ü...

Kanlı bir savaş için hazırlıklar hızla sürdürülüyor Başkomutanlık karargahı insan kaynıyor.Mustafa Kemal, Fevzi, İsmet ve diğer paşalar karargahtan Polatlı ve çevresindeki cephelere emirler gönderiyor. Bizzat gidip çalışıyorlar.Başkomutan her ayrıntı ile bizzat ilgileniyor. 1921 yılının Ağustosunda Yunan taarruzu başlıyor.Polatlı topraklarında tarihin tanıklık ettiği en büyük ve kanlı meydan savaşlarından biri yaşanıyor..

Dua tepe, Yıldıztepe, Kartaltepe Mangaldağı ve illâ ki Karatepe... Her birinde bir başka destan yazılıyor. Duatepe'den doğru Kemal Pasa düşmana dürbünle bakıyor. Az ötede Halide Edip genelkurmay için rapor yazıyor.

Takvimler 13 Eylülü gösteriyor. Yunan ordusu Piyadesini kurtarmak için topçusunu feda ediyor. Hızla Sakarya nehrinin batısına çekiliyorlar. Emperyalist destekçilerinden hiç biri , tanımadıkları bu topraklarda ölen Yunan gençlerinin yanında yok Cesetleri yalnız ve yenik Polatlı bozkırında komşularıyla yan yana yatıyor. Esir alınanları ise aç ve tedirgin. Ölümden kurtulduklarına inanamıyorlar.

Önlerinde uzanan ise belirsiz ve pişmanlık dolu günler... Karatepe kıyılarında öbek öbek şehitler yatıyor. Her iki ulusun askerleri boğaz boğaza girmişler. Karatepe bir gün içerisinde bir çok kez el değiştirmiş. Biri Türk, diğeri Yunanlı İki asker elele ölmüşler. Önce boğazlaşmış ölüm anında ise birbirlerine sarılmışlar. Savasın insanlık tarihi için nasıl bir kara leke olduğunu yasayarak görmüşler. Kaybeden İnsanlık.

Türkiye ise gerçekten küllerinden yeniden doğmanın ne demek olduğunu Sakarya Meydan Muharebesi ile Anadolu üzerinde hesaplar yapan uygar dünyadaki herkese onurlu bir direnişle anlatmış olmanın kıvancı içerisinde..

Evet! Vatan, Millet, Sakarya! Ölümün ve savaşın ve yeni bir umutla doğuşun ifadesi olan bu sözler ağzınızdan çıkarken. Bin kez düşünün.. Polatlı’dan geçerken; bu gün üzerinde özgürce gezdiğiniz vatan toprağını size, gelecek kuşaklara bırakabileceğiniz kutsal bir emanet olarak bırakan bu fedakar insanları ibretle ve minnetle anımsayın...

BÜYÜK TAARRUZ

26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.30 da topçularımızın ateşiyle Kocatepe’den taarruz başladı.Başkomutan Mustafa Kemal de bu esnada taarruzu Kocatepe’den sevk ve idare ediyordu. Siklet merkezi 1 inci Ordu da olmak üzere, 1 inci Ordu güneyden, 2 inci Ordu kuzeyden taarruzla, harekat kısa sürede başarılı bir şekilde gelişti. Yunan savunma hattı parçalandı. 26/27 Ağustos gecesi Yunan mevzileri ele geçirildi. 27 Ağustos’ta Türk Ordusu Afyon’u Yunan işgalinden kurtardı. Dumlupınar mevzilerine çekilen düşmana karşı 29 Ağustos’ta taarruz eden ordumuz, 30 Ağustos’ta Yunan ordusunu tamamen kuşatarak büyük bir kısmını imha etmiştir. Düşman Başkomutanı General Trikopis esir alındı. Kütahya’da düşmandan temizlenmiştir. Bu savaşı Başkomutan Mustafa Kemal doğrudan kendisi yönettiği için bu zafere “Başkomutanlık Meydan Savaşı” denir.
Yunan ordusu, Başkomutan Mustafa Kemal’in 1 Eylül 1922’de, Türk ordusuna verdiği, “Ordular ilk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri.” emri ile İzmir’e kadar kovaladı. Yunan işgalindeki tüm yerler tek tek kurtaran Türk ordusu 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi. 18 Eylül 1922’de Batı Anadolu’da tek bir düşman askeri kalmamıştır.
Sonuçları:
-Bu zafer, milletin kendine güven duygusunu yükseltmiş, milli kudret ve yeteneğin yeniden canlanmasını sağlamıştır.
-Bu zafer, yeni Türk Devleti’nin temeli, uygarlık yolunun en büyük köprüsü olmuştur.
-Öldüğü sanılan ve mirası paylaşılmaya yeltenilen Türk milletinin yaşama hakkı ve yeteneği olduğu dünyaya kabul ettirilmiştir.
-Bu zafer ile Misak-i Milli gerçekleştirilmiş, bütün düşmanlar topraklarımızdan atılmıştır.
-Bu zafer, Mudanya Ateşkes antlaşması ile Lozan Konferansı’ndaki beklentilerimize esas teşkil etmiştir.
-Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile Anadolu’nun sonsuza kadar Türk yurdu olarak kalacağı bütün dünyaya kanıtlanmıştır.

               

 

Bergama Gazi İlköğretim Okulu'nda Tiyatro: Burada

 

SAKARYA SAVAŞI'NDA ATATÜRK'ÜN BİLİNMEYEN KARARGAHI

Başkumandan Atatürk, Yunan Ordusu Polatlı’ya kadar gelip dayandığı zaman, bugün Polatlı/Temelli ile Ankara arasında bulunan Alagöz köyüne gelir ve savaşı buradan yönetir. Ancak, Alagöz köyüne gelmeden önce çevrede bir gezi yapmış ve bu köyün merkez karargâh olarak en müsait yer olduğunu tespit etmiştir

Köyü, Merkez Karargâh yapmak isteyen Atatürk, öncelikle burada rahat çalışabileceği ve ikâmet edebileceği bir ev arar. Bugün müze olarak halkın ziyaretine açık bulunan -ancak kimsenin pek bilmediği- iki katli tipik bir Anadolu evi uygun yerdir. Atatürk, bu evi, sahibi Türkoğlu Ali Ağa’dan komutanlık merkezi yapmak üzere ister. Ali Ağa da "İsteğiniz bizim için emirdir." diyerek evini verir. 22 gün 22 gece devam edecek olan Sakarya Meydan Muharebesi iste buradan yönetilir.

12 Ağustos 1921'de Alagöz köyüne gelen Atatürk, Sakarya Meydan Muharebesi'nin sonuna, yani 15 Eylül'e kadar burada kalır. Atatürk ile birlikte dönemin komutanları Mareşal Fevzi Çakmak, İsmet İnönü ve Ali Fuat Cebe soy da bulunur Alagöz köyünde.

Tarihe tanıklık eden köy

Atatürk'ün ölüm yıldönümü nedeni ile 1966 yılının 10 Kasım’ında müzeye dönüştürülen ev, tarihi dokusu korunarak bugünlere kadar gelmiş şanslı yapılardan birisi.

Müzenin girişinde uzun bir hol bulunuyor. Burada Atatürk'ün Sakarya Meydan Muharebesi esnasında çekilmiş fotoğrafları duvarları süslerken tam karşıda o dönemde kullanılmış olan ufak çaplı silâh ve kılıçlar bulunuyor. Üst katta ise Atatürk'ün yemek odası, odanın ortasında da küçük ama şirin bir masa bulunuyor. Yine üst katta Atatürk'ün savaş esnasında sıkça kullandığı telefon, dinlendiği divan ile yaverler odası bulunuyor.

Büyük ilgi...

12 Ağustos’ta Alagöz köyüne geldiğinde Atatürk, köylüler tarafından çok yakın bir ilgi ile karşılanır. Atatürk, köyün, savaş sürdüğü sürece merkez üs olarak kulanılacağını ve buraya askerlerin geleceğini söyleyince, köylüler köyden gitmek ister. Bunun üzerine Atatürk, köylüleri yanına çağırarak "Eğer sizler buradan giderseniz ülke geneline (Düşman Polatlı’yı aldı) diye haber yayılmasına neden olur. Bu da hem cephede savaşanların, hem de halkın moralini bozar. Bu nedenledir ki burayı terk etmeyin." der.

Alagöz köyü artık tamamen askerlerin denetiminde olan bir yerdir. Gerçi köy o zamanlar yaklaşık 10 haneden ibaret küçücük bir yerleşim yeridir. İşte bu küçücük köyde bir milletin ayağa kalkışının destanı yazılır. 22 gün 22 gece süren savaşta Atatürk, zaman zaman Fevzi Çakmak ile köyün çevresinde dolaşarak fikir mütalâsında bulunur. Çünkü savaş çok kritik bir durum arz etmektedir.

İki ordu silâh ve donanım bakımından karşılaştırıldığında Türk Ordusu hemen hemen her bakımdan düşmanından daha yetersizdir. Ancak Türk Ordusu'nun başında Mustafa Kemal gibi bir ismin olması ve Türk askerînin, Mehmet Âkif'in mısralarında "Garbin âfâkini sarmışsa çelik zırhlı duvar / Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var" diyerek dile getirdiği inancından kuvvet alıp mücadele etmesi, bütün olumsuzlukları yok eder. Bu korku bilmez yürekler sayesinde Sakarya'da verilen mücadele destana döner.

Sakarya Meydan Savaşı’ndan

Son tüfekleri yurdumun geride yok

Son askerleri yurdumun geride yok

Son zabitleri yurdumun geride yok

Son erkekleri yurdumun geride yok
Bir yol daha akmaya hazır son kanı Anadolu'nun geride yok

Ceyhun Atıf Kansu

Giriş | Radyo Tv | Şiir | Atatürk | Türkçe | İnsan Hakları | Video | Depo | MSN Alanı | Karagöz